işte bambaşka, gerçekten kendi adıma bomba bir itiraflar silsilesi içeren bir yazı daha. sigaramı yakıyor, düşünmeden başlıktan yola çıkarak derdimi ve gözlemlerimi anlatıyorum.
farklı kimlikler, aslında direk 2 kelime olarak her şeyi açıklıyor. günlük hayatımızda, iş hayatımızda, aşk hayatımızda ve arkadaşlık ilişkilerimizde farklı kimliklere bürünüyoruz. bu cümleyi kurarken amacım "herkes sahte, yalan dünya" imajı vermek değil, nasıl ki hayat evren şu bu ilerlerken bir şeyler değişiyorsa, yaş ilerledikçe bunun ayarlamasını da iyi yapabildiğini keşfediyor insan.
örneğin ben, sabah kalktığımda gayet kendim oluyorum. gidip tuvalete işiyorum, sonra yola çıkıyorum, yine kendimim. umurumda değil hiçbir şey, saç baş dağınık mı gözler mi şiş, altı mı mor? hiçbirini umursamıyorum. iş yerime ulaştığımda gün içerisindeki ikinci kimliğime bürünüyorum. aslında bürünmüyorum, bürünmek zorundayım.
günaydınlar, merhabalar, iyi günlerden başlıyor bu kimlik ve ilişkiler. bu konuda yazmadan önce izah edeyim, problemim ya da dikkat çekmek istediğim yer asla bu yaşantılarımdaki kişiler değil. tamamen kendi yüzeysel yaşantımın incelikleri. biri geliyor örneğin, saçma sapan bir şey söylüyor. bu durumda ya gülmek zorundayım ya da duymamak. duymamak gibi bir lüksüm asla yok, bünye olarak bunu becerebilen biri değilim. ya anlamsız bakıyorum karşımdakinin suratına ya da yavşakça sırıtıyorum. daha sonra birkaç kişi daha geliyor, örneğin o an canım sessizce takılmak istiyorsa bunu beceremiyorum. tekrar ediyorum, sanki biri benden hesap sorarmışçasına: sorun karşımdaki insanlarda değil, aslında ortada sorun yok!
toplantıya gidiyorsunuz, belki gitmiyorsunuz. farklı kişiler geliyor gün içerisinde. bütün genellemeler yanlış olsa dahi %72’si (küsüratlı yazayım da salladığım anlaşılmasın) yavşak muhabbetlerle geçiyor bunu. örneğin laiklikten bahsediliyor, gündemden, siyasi partilerden. sessiz kalıyorum, çünkü içimden tek bir cümle etmek gelmiyor. ya da çok mutlu gözükmeye çalışan insanları görüyorum etrafımda. oysa biliyorum, hiç kimse çok mutlu değil. neden bu kadar emin değilim? gözlem yapıyorum. sorunlardan bahseden insanların (gerçekten sorun) bir anda mutlu olması mümkün değil. bir insan bi anda ne kadar mutlu olmaya çalışıyor ya da öyle gözükmek için çabalıyorsa o kadar durumun vahim olduğunu çözüyorum. “aman çok mutluyum, lay lay lay” da bence yapılan en büyük amatör hata. mutlu değilsin, ama mutlu imajı verip benden de böyle bir fason elektrik bekliyorsun. bunu yapıyorum, bazen elime yüzüme bulaştırıyor bazense gerçekten kendim de inanıp konulara dahil oluyorum.
ufak oyunları görüyorum bazen, bu beni bulunduğum ortamdan acayip tiksindiriyor. iş hayatı değil, o gün tatilse ve ben arkadaşlarımla takılıyorsam ve yine bunu görüyorsam tiksiniyorum. kendime kızıyorum bazen, amacım olmayan bir şeyin tepkisini veriyormuş gibi bir hisse kapılıyorum. işte bu beni yine sıkıyor, aksini ispatlamak için kasıyorum, kasılıyorum.
daha önce belirtmişimdir, nasıl derler bir insanı içki masasında tanırsın diye. onun gibi bir şey konuyu bağlayabileceğim yer. bir insan, -kim olursa olsun- açık oynuyorsa bunu hissedebiliyorsun. ve karşındaki dertte yansa, mutluluğunu da paylaşsa işte o an o konudan zevk alıyorsun. mutlu olsa da konu, olmasa da.
"bence" çoğu insanın normal yaşantıda problemlerinden biri açık oynayamamak.
kendi adıma ben ne yapıyorum, etrafımda her daim -belli periyotlarla değişkenlik gösterse de- açık oynayabildiğim insanlar bulunuyor. bunlarla gerçekten konuşulabilecek, tartışılabilecek, dinlenilecek şeyleri konuşuyor ya da dinliyorum. işte o anlarda, insan gerçekten deşarj oluyor. hatta bunun tezini hazırlıyor olsam adına "beyin mastürbasyonu" derdim, belki de demezdim.
etrafımdaki herkese blog açın diyorum, söyleyecek sözü olan blog açsın amına koyayım. bak ne güzel yazdım bir şeyler. kafamdakileri anlatabildim mi, anlatamadım mı, amacım bu muydu düşünmeden yazdım. buna da beyin orgazmı diyeyim, yazıyı sonlandırayım.
öptüm gıdıktan
21 Nisan 2008 Pazartesi
farklı kimliklere bürünmek
Tags:
bence,
beyin mastürbasyonu,
beyin orgazmı,
kimlik
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder